54 kere okundu

Kilit Taşı Tasarım Ofisi

04 Haziran 2010 | Kategori: Tasarım

Kilit Taşı’ndan “Dervish” selamı…

tasarım ofisi

Endüstriyel Tasarım dünyasında bir çok ürüne imza atmış ve ödüller almış aynı zamanda mimari projeleriyle de adından söz ettiren Kilit Taşı Tasarım Ofisi şu günlerde çocukça bir heyecan yaşıyor. Kunter ve Taner Şekercioglu ile çok yakında kendi üretimleri ile piyasaya çıkacak olan Dervish isimli kahve fincanı için duydukları heyecandan, tasarıma duyduğumuz ihtiyaca kadar her şeyi konuştuk…

Kilit Taşı olarak 2002′den itibaren bambaşka bir yapıyla ve daha geniş bir hizmet yelpazesine geçtiniz. O günden bugüne nereden nereye geldi? Taner Şekercioglu Evet, bir dönüşüm oldu. Aslında 1996′da kuruldu Kilit Taşı, ama 2002′den itibaren mimarlık hizmetlerinin yanında endüstriye! ürün tasarımı hizmetine de ağırlık vermeye başladık. Bu konuda önemli bir yo! da kat ettik, ama yol hep engebeliydi.

Siz biraz zoru mu seviyorsunuz? Taner Şekercioğlu Zoru sevmek değil, niyetlerimiz ve beklentilerimiz varçalıştrğımız insanlardan. Onlann da bizden beklentileri olduğunu bilerek çalışıyoruz. Çünkü Türkiye’de ürün tasarımı hizmeti alan ve bu konuda tecrübesi olan firma sayısı az. Ama ürün tasarımı hizmeti alması gerektiğini düşünen çok fazla firma var. Çok kişi bu konuda tedirgin. Bu tedirginliğin iki sebebi var. Bir, bunu nasıl yapacağını bitmiyorlar, tasarım yatırımı yapmamışlar daha önce. Dolayısıyla “ne gerek var, hiç yoktan yeni bir harcama kalemi” diye düşünüyorken ilk problem burada ortaya çıkıyor. Bu pek de gerekli olmayan bir maliyet gibi duruyor bazıiari için. ikincikonu ise daha önemli. Tasarım hizmeti isteyen bir firma tarafından çağrılınca, dışarıdan bir ekip olarak onlann mutfağının ortasına düşüyorsunuz, bütün imalat yöntemlerini, tüm müşteri ve hammadde temin kanallarını, her şeyini öğrenmek zorundasınız ki, onun gerçekten işine yarayacak doğru ürünü tasarlayabilesiniz. Dolayısıyla bu bir güven sorunu yaratıyor. Bu işin çok pahalı bir hizmet almadığını kestirmelerine ya da ufak tefek tecrübe etmiş olmalarına rağmen bu sebepten dolayı çok çekingen davranan firmalar var.

Kunter Şekercioğlu Sorun çok temelde bence. Sattığı objeyi üretmek için bir kalıba ihtiyacı olduğunu bitiyor zaten yıllardır. Ürün tasarımı devam edegeldikleri bu düzende alışkın olmadıkları başka bir masraf kapısı gibi gözükmeye başladı. Ürün maliyeti çıkıp do dağıtılmadan evvel, gelirini toplamaya başlamadan evvel bir masraf kalemi daha çıkmaya başladı. Buna şirket kültürü açısından ya da bireysel olarak alışmadıkları, 30 senedir deneyimlemedikleri bir şey olduğu için bir direnç var. Genelleyemesek de bu çok geniş bir yüzdede mevcut.

Size gelen müşteri sizin yaptığınız ürünleri bilerek mi geliyor, yoksa buna inandığı için mi geliyor?

Taner Şekercioğlu 2002′den bugüne diye bakarsan öyle, ama uzunca bir süre öyle değildi. Biraz evvel anlattığım güven sorununu aşmak için uyguladığımız bir prensibimiz var. Bunu bizim kadar katı uygulayan başka bir ekip de var mı bilmiyorum. Biz şöyle bir şeyi tercih ediyoruz: Firmaların kendi sektörleri içinde rakipleri ile ilgili endişe duymayacaktan bir çözüm ortağı olmaya çalkıyoruz. Örnek vermek gerekirse, Banat’ın diş fırçalarını tasarlıyoruz biliyorsun. Bu çalışma süresince başka hiç kimseye diş fırçası tasarlamıyoruz. Dolayısıyla müşterilerimizin bizi mutfağında ağırlaması ve işinin püf noktalarını bizimle paylaşması konusunda baştan û güveni kurarak teşvik edecek bir tavır sergiliyoruz. Kunter Şekercioğlu Çözüm ortağı kelimesinin altını doğru çizmek gerekiyor. Danışman firmayım, sana da danışmanlık veririm, ona da danışmanlık veririm meselesi değil. Zaten işveren genel olarak çok ürkek. Daha açık, daha güvenilir, daha özveriyle çalışıyoruz hissini iddia etmek yetmiyor, birebir göstermek lazım. Etik değerlerin bizim için önemli olduğunu hissettirmemiz gerekiyor somut bir şekilde…

2002′den beri çok proje ya da ürüne imza attınız Kilit Taşı olarak. Çok yönlü 2 tasarımcısınız aslında. Aynı zamanda da kardeşsiniz. Bunların tasanm ofisinize olan katkılan ya da negatif etkileri var mı?

Taner Şekercioğlu Biz çok farklı eğitim ve disiplinlerden geliyoruz aslında ve şirkette de bu devam ediyor zaten. Dolayısıyla işbölümü çok net. Bazı noktalarda kümeler kesişiyor. Çok geniş değil o kesişen alanlar. Birbirimize, benzer bir tasarım eğitimi almış olmanın verdiği rahatlıkla destek olabiliyoruz. Farklı ölçeklerden bakabilmenin getirdiği zenginlik pek çok projemizde hissedilir oluyor. Ama aslında tamamen apayrı projeleri takip ediyoruz kendi içimizde. Paslaşmanın getirdiği rahatlığı yaşıyoruz. Birisine bir şey danışıyorsun ve bu danıştığın aslında senden hiçbir bilgisini sakınmayacak, gizlemeyecek, bütün yaratıcı gücünü rahatça ortaya dökebilecek birisi oluyor. Bu açıdan son derece rahat ilerliyoruz. Sanılanın aksine kardeş olmanın son derece avantajı var.

Kilit Taşı pek çok projede karşımıza çıkıyor. Barbarlar Sofrası’nda mesela. Bir dönem Zula vardı. “NOT IKEA” diye bir serginiz vardı. Bu tarz projelere baktığınızda hep aynı isimlerle bir arada olduğunuzu görüyoruz.

Bu isimler hep aynı dili konuşan bir grup mu, yoksa sadece bu kadarlar mı?

Kunter Şekercioğlu Bu kadar değil tabii ki. Belli bir olgunlukta ve aynı lehçede anlaşabilen bir grup var. Bahsettiğiniz etkinliklerde de onlar değişik kümeler halinde oradalar zaten. Üretken olma konusunda ısrarcı olan, her türlü zorluğuna direnen aynı insanlar aslında. Çünkü a sergiler bir şey kazandırmıyor. Üretken olmak anlamıyla çalışılan, mesai verilen bir durumdan bahsediyorum, özveri had safnada bu tür projelerde. Barbarlar Sofrası sergisi için 50 küsur hafta, haftada 1-2 gün, gece 2′ye3′e kadar düzenli toplanıldı. Buna ciddi mesaioynldı Hiçbir gelir kaygısı gütmeden, Bir taraftan da mesleki aşkı, ideali olma durumuyla alakalı bir derdi olan insanlar bu grup, Acrobat Amerika’dan “Good Design” ödülü aldı.

Ürünleri tasarlarken bir süreç yaşıyorsunuz, sonra tasarımınız insanlarla buluşuyor. Buluştuktan sonra bu süreç bitiyor mu, yoksa devam mı ediyor?

Kunter Şekercioğlu Ben çizdim verdim, onlar bildikleri gibi ürettiler, benim işim orada bitti dense, hiçbir şekilde ödül gelmez. Çünkü, bünyesinde tasarım sürecinin yönetimiyle bilgi sahibi olan, görev tanımlaması belli insanlar çalıştıran ya da tasarım departmanları olan, yarışmaları takip edecek bilinçlüikte ekiplerin olduğu firma sayısı çok azdır. Siz müşterinizi uyarmazsanız, bilgitendirmezseniz, yöntendirmezseniz hiçbir şey olmaz. Yeteri kadar ödül aldık, ABD’dekine ve belki en prestijlisine gerek yok diyen yönetici de biliyorum. Bu anlamda bir sıkıntı var aslında. Sonraki süreç tabu devam ediyor. Aslında bu birkaç senedir deneyimlemeye başladığımız bir şey. Bundan sonra bu konuda daha da hassas davranıyor olacağız. Bu durum onu gösteriyor. Buna mecburuz. Hem kendi emeğimizin karşılığını daha doğru almak konusunda mecburuz, hem de bu aslında o devam sürecinde de bir tür uzmanlaşma ihtiyacı ve ancak belli bir birikimimiz olmasından dolayı bunu doğru yapabilmeye başlıyoruz. Bunun sonraki aşamalarıyla ilgili bize danışıyorlar artık zaten. Bunu nasıl değerlendireceğiz diye soruyorlar. Bizim danışmanlık hizmetlerimiz bu aşamalarda da devam etmeye başlıyor.

Siz müşterinizi değerlendirirken kurumsal olmasına dikkat ediyor musunuz?

Kunter Şekercioğtu Keşke o yoğunlukta bir talep gelse, biz de seçebilsek. Kilit Taşı’nın tasarımla ilgili bir derdi var. Hem ürün tasarlarken, hem mimari bir proje yaparken.

Bunu bir cümleyle dile getirebilir misiniz?

Taner Şekercioğtu Ben bu aralar şöyle bir benzetme kullanıyorum. Kunter paylaşır mı, bilmiyorum. Çok üzerinde konuştuğumuz bir şey değil çünkü. Birtasanm ofisinin aslında edinmesi gereken bir tercih gibi geliyor bana. Ben diyorum ki, bizler bukalemunuz. Sana al bunun üzerinde çalışacaksın, benim firmamın kültürü bu, benim firmamın hedef kitlesi şu, ben şu malzemeleri kullanıyorum ve bu ürünleri üretiyorum veya ben şöyle bir mekan istiyorum diye sunulan zeminin rengini ne kadar iyi alabiliyorsan, sonuç da o kadar iyi çıkıyor. Bunun ali yazısı şöyle bir şeye gidiyor. Biz olarak bir tarzımız olamaz. Bir reklam ajansının da olamaz. Bir tasarım ofisinin her zaman bu onun işi diye çok net okunan bir şeyi olması çok da mümkün değil. Özellikle mimarlık açısından öyle. Üründe biraz daha yaklaşabilirsin böyle bir tutarlılığa, ama mimarlıkta böyle bir netliğe ulaşmak pek mümkün değil. O yüzden ben ne kadar iyi renk değiştirebiliyorsam ve bana sunulan zeminin rengini ne kadar iyi olabiliyorsam, işimi de o kadar iyi yapmanın temel bir kriterini sağlamış oluyorum diye düşünüyorum.

Kunter Şekercioğlu Bu bütün kreatîf branşlarda öyle. Tersi, pek sık kullanılan tabiriyle “rock star tasarıma” iseniz mümkün ancak. Bizim o noktada olmak gibi bir derdimiz yok. Aslında her iş, üzerinde çalışılacak bir problem çözümü. Yani o süreç önemli, o keyif önemli. Bu süreç başarılı mı? Önemli olan bu.

Siz kalemi başka bir yere koyuyorsunuz. Kalemin sizin için duygusal bir tarafı var. Bu çocukluktan gelen bir şey mi?

Kunter Şekercioğlu Bu ailemizin üç kuşaktır sürdürdüğü, kırtasiyeci olmasından gelen bir şey. Kalemle büyüyünce bu hale geldim, ya ailem pastacı olsaydı ne olacaktı diye düşünüyorum bazen.
Taner Şekercioğlu İçinde yaşarken pek de üzerinde düşünmediğimiz bu durumun bizi ne kadar etkilediğini sonradan fark ettik. Kunter’in de, benim de üniversite eğitimimiz bittikten sonra profesyonel olarak çalışmaya başladığımızda neleri tercih ediyoruz, neye yatkınız gibi birtakım şeyler birikince fark ettik ki, ikisi de aynı yerlere temelleniyor, ikisi de o dükkana götürüyor bizi. Ben kağıt yüzünden mimarım. Kunterkalem yüzünden endüstri ürünleri tasarımcısı.

Bundan sonra sizi bu kadar heyecanlandıracak başka bir ürün çıkabilir mi karşınıza peki?

Kunter Şekercioğlu Aynı değil, olamaz herhalde. Kalemleri diğer tasarımlarımdan ayn tutuyor değilim. Ama sahip olduğum kalemlere karşı obsesif bir durumum var. Saklıyorum kalemleri ve sonra gerektiğinde fıldır fıldır aranıyorum neredeler diye. Kalemi bir kenara bırakalım, ürünler arasında yeni çocuk her zaman daha heyecanlı oluyor.

Seni benzer şekilde heyecanlandıran bir proje oldu mu? Taner Şekercioğlu Çoğuna o heyecanı sıfırdan duyarak başlıyoruz. Zaten insana devam etme gücü de veren bu. Çünkü çok yıpratıcı süreçler yaşıyoruz. Tamamladığın iş, güzel iş, o kesin. Birçoğunun çok daha iyi olabileceğini, ama sadece senin kafanda çok daha iyi olabileceğini bilmenin bir yandan çok olumlu bir yandan da çok olumsuz bir tarafı var. Olumlu olan, biz çok tatmin edici yaşıyoruz bütün o süreci. Her seferinde yepyeni bir enerjiyle başlıyoruz.

Sizi zorlayan bir takım kriterler, endüstriyel tasarımın gerçek kriterleri midir?

Kunter Şekercioğlu Hem endüstriyel tasarımın kriterleridir, hem de ürünün hayat çizgisindeki tasarımcının işi bittikten sonraki diğer kriterlerdir. Pazarlanmasına, kullanıcıdan gelecek feedbacklerin nasıl yorumlanacağına, kimlere, hangi kanaldan ve ne fiyattan dağıtılacağına dair çok karar verici pozisyonda değil tasarımcı burada. Ama tasarım yönetim! ya da strateji belirleme konusunda oralarda kesişen noktalan var, ya da o taraflarda uzmanlaşılabilir. Buntann hepsi tasanm Sürecinde limitleyici olabiliyor, ayağınızı yere bastırtıyor. Yoksa ben böyle istedim, böyle de yaptım birtane, bir şekilde maketini yapar sergilersiniz, ama asla gerçekleşemez. Taner Şekercioğlu Bu söylediklerimizin antitezi, güzel sanatlarda geçerli zaten. Yani ben bir ressam obam bir tarzım olur. Ya do ben heykeltıraş olsam, böyle yaptım böyle oldu derim, Hadi bundan 20 tane üret dendiği zaman, 20 tanesini aynı yapamam, O öyle bir şey. Burada başka kriterler var. Kunter Şekercioğlu Müşteriniz mesela bir sanayiciyse, oradan gelen bir ihtiyaç doğrultusunda ona bir hizmet veriyorsanız, öyle. Ama siz bir koleksiyon yapıyorsanız, ben bu sehpaları yaptım. Beğenen olduğu gibi alır, satar, pazarlar. Orada karar verici tek başıma benim. Diğer tarafta karar vericilerden birisi oluyorum sadece.

“Herkes tasarıma olmak istiyor ama başlarına ne gelecek, kestiremiyorlar.

Yorum Yazın


Kategoriler

En Çok Okunanlar